Marsa  iniş  zor…!  ( Schiaparelli  showed  again… landing on Mars is hard… !)

picture1

Dünya  ve  Mars

(Kaynak: NASA/Wikipedia)

Marsa  iniş  zor… Marsta  yaşamak  ise,  muhtemelen, çok  daha  zor  olacak… !

Birçok uzay  meraklısının, Marsa  gitmek  üzere   sırt  çantasını  toplamakta  olduğu  bugünlerde, Marsa  ulaşmanın  ve  orada  yaşamanın-sanıldığı  kadar-kolay  olmayacağını  söyleyen  yazılar  da  peşpeşe  yayımlanmakta…

Earthsky.org’da 6 Aralık 2016  tarihinde  yayımlanan  bir  yazıda  Marsa  inişin  zorluğuna  (tekrar)  dikkat  çekildi…

Bu  sitede  de  birçok  defa  vurgulandığı  üzere, Marsa  inişin  temel  zorluğu  atmosferinin  çok  ince  olması… Marsın  atmosfer  basıncı (diğer  bir  ifadeyle  atmosfer yoğunluğu) Dünyadakinin  yüzde  biri  kadar…  Kısaca,  uzay  araçlarını  inişte  frenleyecek   hava  sürtünmesi  çok  yetersiz… Bu  sebeple,  paraşütle  iniş  aracın  yavaşlatılmasında  tek  başına  yeterli  olamıyor…

Bu  zorluk  sebebiyledir  ki, Sovyetler / Ruslar  (ve  de  Avrupalılar) Marsa  araç  indirmeyi henüz başaramadı…!

Bu  sahada  tek  başarılı  ABD’nin (NASA) denemelerinin  bile  ancak  yarısı  başarılı  olabildi… Viking, Pathfinder, Spirit, Opportunity, Phoenix ve  Curiosity  araçları  Marsa  başarıyla  indirilenler… (Başarısız  olanları, neredeyse,  kimse  hatırlamıyor…!   Sovyetlerin  Mars 3, İngilizlerin  Beagle 2,  NASA’nın  Mars  Polar  Lander  araçları-bir  şekilde- başarısız  olanlardan…

Gerçi  başarısızlıkla  sonlanan  inişlerin  hepsi  Marstan  kaynaklanmasa  da, Marsın  bilim  insanları  ve  mühendisler  üzerinde  yarattığı  stres  onların-çok  basit-olarak  görülebilecek  hatalar  yapmalarına  sebep  oluyor…

ESA’nın  “Schiaparelli” aracının (adını, Marsta “kanalların”  varlığını ilk  olarak  ileri  süren  İtalyan  astronomdan  alıyor) inişteki   başarısızlığı  bunun  son  örneği…! (Yine  de, ESA’nın  “Exomars”  programının  bir  parçası  olan “TGO” (Trans Gas Orbiter)  Yörünge  Aracı, şimdilik,  başarılı  görünüyor…  Diğer  taraftan, ESA’nın 2020  yılında  gerçekleştirmeyi  planladığı  Marsa  “Gezgin  Araç” (Rover)  indirme  planının  da, ödenek  sıkıntısının  önceki  hafta  aşılmasından  sonra, önü  açılmış  görünüyor…)

Halen  National  Geographic  TV  Kanalında  gösterilmekte  olan “Mars”  adlı  dizide,   “bazı  bilimsel sulandırmalar”  yapılsa  da, Marsa  inişin  ve  Marsta  hayatı  idamenin   zorluğuna  da  vurgu  yapılıyor…

Halbuki  astronom  Percival  Lowell’in,  1906’da  yayımlanan  kitabında anlattığı, “zirai  sulama  kanallarıyla  donatılmış”,   Mars  öyle  miydi…?

Bu soruya  cevabı  bu  sitede  2013  yılında  yayımladığımız  ilk  yazılarımızdan  olan   “İki  Mars;  Biri  Biraz  Ters…!” te  detaylı  olarak   vermeye  çalışmıştık…

Bu  vesileyle, bu  yazıyı aşağıda, tekrar,  dikkatinize  sunuyoruz:

“İKİ  MARS;   BİRİ  BİRAZ  TERS !

Mars… Kırmızımsı  rengiyle  dikkati  hemen  çeken  Mars… İnsanların  ta  Milattan  Önce  dikkatini  çekmeye  başladı. Ne  de  olsa,   rengi,  biraz  kanı  andırıyordu !   Kan  ise, tarih boyunca, insanlığın  en  fazla  yüzleştiği  renk  oldu… Hâlâ  da   öyle;  değil  mi ?

***

İnsanlar  önce çıplak  gözle  gözledi  Marsı…  Ve hayaller  kurdu… Türlü  hayaller…Sonra, “teleskop”  denen   alet  icad  oldu…İnsanlar  Marsı bu  defa, teleskopla  gözleyerek,  hayaller  kurmaya  devam  etti…  Son  otuz  yılda  ise, Marsa araştırma  araçları indirilebildi… Gezegenin  birçok  bölgesinde, küçük  ölçekte  de olsa, keşif  gezilerine  çıkıldı…Ve  hala  hayaller  kurulmaya  devam  ediliyor; her  geçen  gün  bu  hayaller  biraz  daha  bilimsel  temellere  dayanarak…

Geçen  bu (yaklaşık)   2500   yıllık  sürede  iki  Mars  ortaya  çıktı… Bu  yazıda, okuyucunun  hoşgörüsüne  sığınarak, bu  iki  Mars  irdelenecek…

***

Birinci  Mars…

Mars, Güneşe  en yakın  olandan başlayarak sıralandığında, dördüncü gezegen. Güneşe en yakın noktası yaklaşık 200  milyon kilometre, en uzak noktası ise 250 milyon  kilometre kadar  olan eliptik bir yörüngede dolanıyor. Mars Güneşe, Dünyanın Güneşe  uzaklığının  birbuçuk  katı  kadar uzaklıkta. Mars Dünya dönemsel  olarak  yaklaşmakta. Bu  yakınlık  55 milyon  kilometre  ile  100 milyon  kilometre  arasında değişmekte. Mars son 60.000 yıl boyunca Dünya’ya en yaklaştığı konuma geldi. Bu konuma 27 Ağustos 2003 günü  geldi. Bu  tarihte Dünya ile arasındaki uzaklık 55 758 006 kilometre  idi.

Marsa adını, savaş tanrılarının  şerefine Romalılar verdi;  kırmızı rengi kanı çağrıştırdığı için olsa gerek… Marsın kırmızılığını  vurgulayan başka medeniyetler de oldu… Toprağındaki belirgin tuğla rengi, Güneşten yansıttığı  ışığı da etkiler  ve gökyüzünde  çıplak  gözle  görülebilen  diğer gezegen ve yıldızlara kıyasla, ona daha kırmızımsı bir görünüm  kazandırır. Bu sebeple, Mars, tarihin ilk çağlarından beri  kızıl  rengi ile dikkati  çeken  bir  gök  cismi  oldu… Mars yüzeyinin kızıl-turuncu görünümü hematit ya da pas adıyla tanınan demiroksitten (Fe2O3) kaynaklanır.   Marsın  dikkati  çekmesinin  diğer bir  sebebi  ise, dönemsel  olarak,  Dünyaya  yaklaşması. Dolayısıyla  parlaklığının, nisbeten  kısa  aralıklarla,  değişmesi…

Mars  yüzeyinden  çekilen  fotoğraflardan, Marsın  toprağına ilave olarak, atmosferinin  ve  dolayısıyla gökyüzünün  de   kırmızımsı bir renkte  olduğu  belirlendi. Güneş  nispeten  tepedeyken  gerçekleşen  bu  durum, Güneşin  ufka  yakın  konumda  olduğu gündoğumu  ve  günbatımı  dönemlerinde değişir; gökyüzü  mavileşir…

Mars, Güneş sisteminde Dünyaya en fazla benzeyen gezegen.  Uzay  aracı gönderilerek yerinde yapılan incelemelerden önce, Mars,  yaşamın  Dünya dışında var olabileceği  uygun yerlerin başında  kabul edilmişti.  Marsta yaşamın mevcut olma ihtimali, Dünyadaki  evrimin kanıtları, diğer gezegenlerin kimyasının, jeolojisinin ve meteorolojisinin çekiciliği, bilim  insanlarının Marsa yönelmesine sebep oldu.

Aristo Mars gözlemlerinden bahseden  ilk  bilim  insanlarından  biridir. Mars, 1609’da,  Galile tarafından gözlemlendi. Bu aynı zamanda Marsın bir teleskop aracılığıyla yapılan ilk gözlemiydi.  İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli, Eylül 1877’de Marsın  günberi noktasınayaklaşmasının  da  katkısı  ile, teleskopuyla  Marsı  inceledi. Gözlemlerinde Mars yüzeyinde kendisinin “kanallar” adını verdiği, günümüzde kimilerince “optik illüzyon” olarak açıklanan birtakım oluşumlar saptadı ve bunları hazırladığı Mars haritalarında gösterdi.

Percival  Lowell Mars ve Marsta yaşam üzerine kamuda büyük bir yankı uyandıran kitaplar yayımladı. “Kanallar” dönemin en büyük teleskoplarını kullanan Henri Joseph Perrotin ve Louis Thollon gibi başka astronomlarca da saptanmıştı. Sonraki yıllarda daha büyük teleskoplarla yapılan gözlemler sonucunda, boyları önceden belirtildiği kadar uzun olmamakla doğrusal kanalların bulunduğu söylemi tekrarlandı.  Fakat daha sonra, 1909’da Flammarion, 840 mm.’lik bir teleskopla yaptığı gözlemler sonucunda, düzensiz bazı izler gözlemlemekle birlikte sözü edilen kanallara rastlamadığını açıkladı. 1960’lı yıllara gelindiğinde farklı yaşam biçimleri olan Marslılar hakkında çeşitli senaryolar içeren bir sürü makale ve kitap yayımlanmış bulunuyordu.

Mars yüzeyinde devasa su kanallarının  mevcut  olduğu hususundaki hatalı  algılama, akıllı yaratıkların Mars yüzeyinde sulama kanalları oluşturduğuna dair popüler inanışa yol  açtı. Bu inanış o kadar ileriye götürüldü ki, ünlü  yazar Orson Welles’in 1938 yılında yayımladığı  ve Marslıların Dünyayı işgalini konu    eden  radyo tiyatrosu,   Dünyanın işgal edildiğini sanan bir çok dinleyicinin paniğe kapılmasına sebep oldu.  Bir çok korkunun kaynağı “bilinmeyen”di… !

Mars  yüzeyindeki  derin  yarıkların, geçmişte, Marsın  yakınından  geçen bir  başka  gezegenin  sürtünmesi  ile  açıldığına  inananlar  bugün  bile  mevcuttur !   Bu inanış   Newton’un  en  temel  prensibi “kütleçekimi”nin yeterince  anlaşılamamış olmasından  kaynaklanır.  Cisimlerin  birbirini  çekmesi, gezegen  düzeyinde, o  kadar  büyüktür  ki, bu tür bir yakınlaşma gezegenlerin tamamen  olmasa  da, kısmen parçalanması  ile  sonuçlanır. Bu  durumda  ortaya çıkacak  görüntü  açılmış  bir  kanaldan  çok  daha farklı  olacaktır.

Marsa yeterince güçlü bir  teleskopla  bakıldığında, yüzeyde mevsimlik renk değişiklikleri gözlenebilmektedir.  Bu ayrıntıyı fark edebilen  gözlemcilerden  bazıları bu  gözlemleri, Marsta bitkilerin varlığına bir kanıt kabul etti.  Mars yüzeyindeki   iklim şartları  bitkilerin yetişmesi  için uygun olmalıydı…

Mars, eski Yunanlıların “gezegen” adını verdiği yıldızlar arasına giriyordu. Bu sadece hareket etmekte oluşundan dolayı değil, dikkatli gözlendiğinde, aynı zamanda  düzensiz hareketi yüzündendi. Erken Yunan gökbilimci  Hipparchus (MÖ 190-120), sabit yıldızlar referans alındığında,  Marsın her zaman batıdan doğuya doğru hareket etmediğini fark etti. Bazen  Mars, zıt yönde de hareket ediyordu. Dünyayı evrenin merkezi olarak bilen gökbilimcilerin Marsın  gezegen  bir  yıldız  olduğu  inancı,  Keplerin, Dünyanın da bir gezegen olduğuna matematiksel bir açıklama getirmesine kadar devam etti. Marsın görünen bu   şaşırtıcı hareketi, gerçekte,  iki gezegenin  birbirine göre izafi hareketinin sonucuydu…

Marsın, adını eski Yunan Savaş Tanrılarından  alan  Phobos (Korku) ve Deimos (Terör) adlı  iki  uydusu  da  mevcut. Bu  uydulardan  büyüğü Phobos’un  boyu    onbir  kilometre  kadar. Bu  uydular,  1877’de  keşfedildi.

Ünlü  fizikçi Christiaan Huygens’in (1629-1695) Marsın ilk teleskopik çizimlerini yayımlamasından sonra,  Mars,  gözlemcileri adeta büyüledi; çünkü,  yüzey görünümü zamanla, mevsimleri varmış gibi,  değişmekteydi.  Marsa yeterince güçlü bir  teleskopla  bakıldığında, yüzeyde mevsimlik renk değişiklikleri gözlenebilmektedir.  Bu ayrıntıyı fark edebilen gözlemcilerden   bazıları bu  gözlemleri, Marsta bitkilerin varlığına bir kanıt kabul etti.  Mars yüzeyindeki   iklim şartları  bitkilerin yetişmesi  için uygun olmalıydı.  1870’li yıllarda, Giovanni Virginio Schiapoarelli (1835-1910)  Marsın yüzeyinde kanal şebekesi gördüğünü iddia etti. O  dönemde bu keşif, Marsta  tarım  da  yapan, akıllı yaratıkların varlığına yeterli  bir işaret  sayıldı. Şimdi  sıra, hangi  tahılları yetiştirdiklerini belirlemeye  gelmişti…!

Fransız gökbilimci Camille Flammarion (1842-1925) gözlemlerini 1882’de, kışkırtıcı bir başlıkla, “Gezegen Mars ve Onun Ziraat Şartları“ adı  ile  yayımladı. Amerikalı  araştırmacı  Percival Lowel (1855-1916), 1895 yılında, kısaca “Mars”  adıyla yayımladığı kitabında, Marslıların su rezervlerini nakletmek için su kanalları inşa ettiğini iddia etti. Marslılar  da, Dünyayı  gözleyerek, Romalılardan birşeyler  öğrenmiş olmalıydılar…!

Marsta insan yaşamının mümkün olamayacağına inananlar  olsa da, bilim insanları ve romancılar Marsın herhangi bir formda canlı hayatı destekleyebileceğine olan inancını sürdürdü. 1950’ye kadar, Mars üzerine araştırmalar bilim insanlarının teleskoplarla görebildikleri ile sınırlı idi. Fakat bu durum onların gezegenleri ziyaret için uzay yolculuğu hayaline engel değildi… Willy Ley (1906-1969), “Uzayın  Fethi” (The Concuest of Space)   adlı romanında, halkın uzaya olan ilgisini uyandırmayı başardı;  Ley’in kitabı okuyucularını Ay’a götürdü… Ley’in  arkadaşı ve uzay yolculuğu   öncüsü   Wernher von Braun (1912-1977),  Dünyalıların Marsa nasıl gidebileceği hususunda ilk teknik makalesini 1940’lı yılların  sonunda yayımladı.  Von Braun’a göre, yüksek maliyetine rağmen, mevcut teknoloji  ile   Marsa  yolculuk, onun yaşam süresi içinde,  mümkündü. Von Braun’un teklifine göre, Marsa gönderilecek  araçların  montajı   Dünya yörüngesinde  yapılabilirdi; Uluslararası Uzay istasyonu inşası gibi…   1952’ye  gelindiğinde  ise  von Braun, biraz daha  aydınlanmış  olarak, Mars yolculuğu  için  biraz  daha  zaman gerektiğini  açıkladı…

İşte Mars  böyle  bir  yerdi… Üzerinde  canlılar   yaşayan; üzerinde ziraat  dahi  yapılabilen  bir  Mars…  Kısaca: “Birinci Mars”…

 

İkinci  Mars…

Mars, yaşam  için, gezegenler arasında Dünyaya en yakın  olanıydı; en  azından uzaktan  öyle  görünüyordu !  Venüsün, yüzeyindeki yüksek sıcaklık ve engelleyici atmosferi sebebiyle,   Dünya dışı yaşam için uygun bir ortam yaratmadığının anlaşılması üzerine, Mars bilim insanlarına, araştırmaları için daha uygun bir hedef olacağını düşündürdü. Bugün  Mars  hakkında  bilinenler,  Marsa 1965-2013  döneminde  gönderilen  yörünge  ve  iniş  araçlarının  yaptığı  araştırmalara  ve  topladığı  verilere  dayanmakta. Mariner (1965), Viking (1976), Mars Pathfinder (1997),  Phonix (2008), Spirit/Opportunity (2004), Curiosity (2012) iniş  araçları ve  diğer  yörünge  araçlarıyla, yaklaşık son  kırkbeş   yılda  gerçekleştirilen  araştırmalar  gösterdi  ki,  Mars, her  türlü   yaşamın sürdürülmesi  için biraz  ters (zor)  bir  gezegen  gibi  görünüyor…

Marsın    3390  kilometre yarıçapı   Dünyanın   yarıçapının  yaklaşık yarısı kadar. Hacmi  Dünyanın sekizde biri,  kütlesi  ise  Dünya kütlesinin onda biri kadar. Mars, Dünya  ile  kıyaslandığında,  bazı  sürpriz  büyüklüklere  sahip. Marstaki Olimpos (sönmüş) yanardağı (Olympus Mons), 25 kilometre  kadarki yüksekliği  ile, Güneş Sisteminde bilinen en yüksek dağ. Yine  Marstaki büyük kanyon  (Valles Marineris), 4000 kilometre  uzunluğu (Avrupa’nın  uzunluğuna  eş), 200 kilometre  genişliği  ve 7 kilometre  kadar derinliği  ile,  ABD’deki  Büyük  Kanyon (Grand Canyon)  ile  kıyaslanmayacak  kadar  büyük. (Büyük Kanyon 446 km uzunluğunda ve yaklaşık 2 km derinliğindedir.) Marstaki  ikinci  bir  kanyon  olan Ma’adim Vallis ise  700 kilometre  uzunluğunda, 20 kilometre genişliğinde ve  2 km kadar derinliğinde. Bu kanyonun geçmişte bir sıvı su baskınıyla oluştuğu sanılmakta.

 

Nature Dergisinde, Haziran 2008’de  yayımlanan bir makalede, Marsın kuzey yarımküresinde 10600 kilometre  uzunluğunda ve 8500 kilometre genişliğindeki dev bir meteor kraterinin varlığının  saptandığı  açıklandı. Bu krater, 2008’e  kadar  keşfedilmiş en büyük meteor krateri  olan  ve  Ayın  güney kutbu bölgesinde  yer  alan   Atkien Havzası’nın  dört katı  kadardır. Bir teoriye göre, 4 milyar yıl  önce Marsa Plüton gezegeni boyutlarındaki bir meteor çarptı. Gezegenin kuzeyinde  yer  alan  ve  kuzey  yarımkürenin yaklaşık yüzde  kırkını kapsayan koyu renkli sahanın (Borealis Basin) bu çarpmayla oluştuğu sanılmakta.

Marsın  Dünyadan  diğer  farklılıklarına  gelince… Öncelikle, Marsın atmosferi Dünyadakinden oldukça  farklı;  bu  atmosfer fazlasıyla  ince.  Yüzeyindeki atmosfer  basıncı  gezegenin en yüksek kısmında saptanan 30 paskal ile en derin kısmında saptanan 1155 paskal arasında değişmekte. Yani ortalama yüzey basıncı 600 paskal kadardır  ki,  bu da Dünya yüzeyinden 35 kilometre  yüksekteki (neredeyse  uzayın  sınırı  sayılan) basınca eşittir.  Diğer  bir deyişle, Marsın yüzeyindeki atmosfer basıncı  Dünya yüzeyindeki  basıncın  yüzde  birinden  daha  da  düşüktür.  Mars’la ilgili son keşifler, örneğin sıvı su izleri, gezegenin atmosferinin vaktiyle bugünkünden daha kalın olduğunu düşündürmekte.

Marsın  çekirdeği,  Dünyadan  farklı  olarak,  büyük  ölçüde  katı  haldedir. Bu  durum, gezgenin  oluşum  sürecinde  var  olması  gereken  manyetik  alanını, 4  milyar  yıl  kadar  önce,  kaybetmesine  sebep  oldu. Güneş  rüzgarlarına  karşı  bir  kalkan  görevi  gören, Güneş  rüzgarlarının  gezegene  yaklaşmasını  önleyen  bu Manyetik  alanın  kaybedilmesiyle, Marsın  atmosferi  de  büyük  ölçüde kaybedildi. Güneş  Rüzgarları,  iyonosfer tabakasıyla doğrudan etkileşime girerek, ayrışan  gazların  uzay  boşluğuna  kaçmasına  sebep  olur.  Mars Global Surveyor ve Mars Express araçlarının  her  ikisi  ile  de  yapılan  ölçümlerde, iyonize atmosfer parçacıklarının uzaya sürüklendikleri  saptandı.

Atmosfer  basıncı  düşük  olunca, haliyle, atmosferdeki su  buharı  oranı da,  Dünyaya  kıyasla,  çok daha  düşük;  Dünya atmosferinde mevcut olanın  binde biri  kadar…

Yine, Dünya  ile  kıyaslandığında, Marsın  yüzeyi ve, haliyle, atmosferi  çok  tozlu. Ortalama birbuçuk  mikron  büyüklüğündeki  bu  tozlar Dünyadan  Marsın solgun   turuncu-kahverengi renkte görünmesine  sebep  olur.  Araştırmacılar Marsın  atmosferinde, hacim  itibariyle, 30  ppm (parts per  million)  metanın  da mevcut  olduğunu belirledi. Metan, morötesi ışınlarla bozunan ve Marsınki gibi bir atmosferde  yaklaşık 340 yılda bozunabilen  kararsız bir gaz olduğundan, bu  durum, gezegende güncel veya kısa zaman öncesine dek mevcut bir metan  kaynağının varlığını göstermekte. Araştırmacılar  buna  ancak bir volkanik etkinlik, kuyruklu yıldız çarpması veya  metanojenik mikroorganizma türlerinin  neden olabileceğini  ileri  sürdü. Mars  atmosferinde  metan  gazının  varlığı  ilk  olarak  belirlendiğinde, bu  gezegende biyolojik  aktivitenin varlığına  bir  kanıt  sayıldı. Ancak,  daha  sonraki  araştırmalarda, metan  gazının jeolojik  aktivitelerle de ortaya  çıkabileceği anlaşıldı. Mars  yerkabuğunda,  en  azından,  jeolojik aktivitenin  devam  ettiği  düşünülüyor.

Mars  atmosferi, barındırdığı azot  gazı  oranıyla Dünya atmosferine benzemekle birlikte, oksijen ve su buharı açısından, Dünya Atmosferi ile kıyaslanamayacak ölçüde fakir  görünüyor. Karbon dioksit oranı ise  çok çok yüksek…  Kısaca, Mars  yüzeyine  inecek  bir  uzay  insanı, diğer olumsuz şartlar bir kenara bırakılsa dahi,  soluyacağı havadan zehirlenerek kısa sürede yaşamını yitirir. Val Kilmer’in başrol  oyuncusu  olduğu “Red Planet”   adlı  sinema  filmini  hatırlayın… Mars  çok  barışçı  bir gezegen  gibi  görünmüyor…  Marsın yüzeyinde yerçekimi Dünya yüzeyindeki yerçekiminin üçte  biri  kadar. Bu  durum  da, Aydaki  kadar olmasa  da, Mars  yüzeyinde yürüyeceklerin   belirli güçlüklerle  karşılaşacak   olması   demek… Apollo  astronotları, Ay  yüzeyinde yürürken, denge  sağlama  güçlüğü sebebiyle, yere  yeteri  kadar  kapaklanmıştı…!

Mars soğuk, daha doğru  bir  ifadeyle, biraz  donmuş  bir  gezegen. Ancak  bu donmuşluk  derecesi, süphesiz, Jüpiter  ve  ötesindeki  gezegenlerin  etrafında  dolanan  uydulardaki  kadar ürkütücü değil…

Bugüne  kadar, Marsın  yörüngesinden  ve  değişik  bölgelerine indirilen  araçlarla, yüzey  sıcaklık  ölçümleri  yapıldı. Gerçekleştirilen  bu  ölçümlerden,  gezegenin  yüzey  sıcaklığının geceleri  -140 santigrad   derece  kadar  düşük  olurken, en  yüksek sıcaklığın  + 23   santigrad  dereceya  ancak  ulaşabildiği  belirlendi. Şüphesiz,  ölçülen  bu uç  değerler  belirli  bölgelerde  geçerli… Marsın  güney  yarımküresinde sıcaklık, kuzeye  göre  daha  yüksek, ancak, sıcaklık  farkı  daha  büyüktür. Marsın Kutup bölgelerinde kışın sürekli bir karanlık ve  dondurucu bir soğuk hakim olur. Özellikle  kış mevsiminde, bu  ortam,   atmosferdeki karbondioksitin  önemli  bir  kısmının buz  kıristalleri  halinde Kutuplarda birikmesine  sebep  olur. Kış mevsimi geçip Kutba yeniden Güneş ışıkları  ulaşmaya  başladığında, buzlaşmış karbondioksit, hızı saatte 400 kilometreye  ulaşabilen rüzgarlar yaratarak savrulur. Yaz  mevsiminde  Marsın  kutbunda çadır  kurmak  biraz  riskli görünüyor…! Marstaki bu mevsimlik değişimler, büyük miktarlarda toz ve su buharı taşırlar ve yüzeyde Dünyadakine benzer kırağı ile, atmosferin  üst  tabakalarında, sirius  bulutlarının (saçakbulut) oluşmasına neden olur. Oluşan  bu su-buzu bulutlarının fotoğrafı, 2004’te,  Opportunity tarafından  da  çekildi.

Marsın yüzey sıcaklığı, kutup kışı sırasında,  −140 santigrad  dereceye  kadar  düşerken, ekvatora  yakın  bölgelerde,  yaz döneminde (+) 23 santigrad  dereceye kadar  yükseldiği  ölçüldü. Marsın  geniş  bir  bölgesinde, yaz  mevsiminde  dahi, sıcaklık  gündüzleri sıfır  santigrad  derecenin altında  kalır. Sıcaklık  farkının bu  kadar  büyük olması, gezegenin  ince atmosferinin Güneş radyasyonunu  yeterince depolayamaması, atmosfer basıncının düşük olması ve toprağın ısı kapasitesinin ( thermal inertia) düşük olması gibi nedenlerden ileri gelir.

Marsın  Dünyaya en fazla  benzeyen  özelliği, ekseni etrafındaki   bir  dönüşünün   24.5  saat kadar  sürmesi. Marsa  gidecek  uzay insanlarının  uyku  düzeninin  bozulması  pek  gerekmeyecek…! Mars Güneş  etrafında, çembere çok yakın  yörüngesindeki  bir  dolanışını iki  Dünya  yılına yakın bir  sürede, 687  günde,  tamamlar.  Marsın  dönme ekseninin  yörünge düzlemi ile yaptığı açı da Dünyanın yaptığı açı ile büyük bir benzerlik taşır; Dünyanın dönme  ekseninin eğimi 23.5  derece  iken, Marsınki 25 derece kadar. Marsın da  Dünyanınki  gibi mevsimlerinin  mevcut  olması bu   eksenel  eğim  sebebiyledir. Bununla birlikte Mars mevsimlerinin süreleri gezegenin Güneşe daha uzak olması nedeniyle Dünyanınkilerin iki katı  kadar.

Kısa dönemlerde alçak irtifalarda olabilecekler  hariç tutulursa, bu  düşük atmosfer  basıncı  altında Mars yüzeyinde sıvı su sürekli  barınamaz;  ancak geçici sıvı su akışları oluşabilir.  Buna karşılık özellikle iki kutup bölgesinde geniş su buzları mevcuttur. Mart 2007’de NASA, güney kutbu bölgesindeki su buzlarının erimeleri halinde suların gezegenin tüm yüzeyini kaplayacağını ve oluşacak bu okyanusun derinliğinin 11 metre  kadar olacağının hesaplandığını açıkladı. Şüphesiz  bu  açıklama bir  “miktar gösterimi”  açısından önemliydi… Yapılan  araştırma verilerine göre, Mars yüzeyindeki sular yaşam için gerekenden çok daha tuzlu ve çok daha asitli.

Mars atmosferinde  çok az da olsa  mevcut olan su  buharı, özellikle kutup bölgelerinde ve sönmüş yanardağ   çanaklarında, bölgesel olarak,  buz tabakası oluşturur. Yeterince  güçlü  bir teleskopla  bakıldığında, Marsın  kuzey kutbunda, alanı  dönemsel  olarak  değişen,  buzdan bir  takke görünür. Görünen  bu  buzun  tamamı, şüphesiz, su  buzu  değil. Büyük  bir  kısmı karbondioksit buzu; yani, kurubuz… Bu  buz  üzerinde uyursanız elbiseniz  ıslanmaz…

Marsta kalıcı  buztabakası kutuplardan 60° enlemine kadar uzanırken,  Mars kayalarının  altında hapsolmuş, büyük miktarlarda su rezervlerinin bulunduğu sanılmakta. Mars Express ve Mars Reconnaissance Orbiter’dan (MRO) gelen radar verileri her iki kutupta (Temmuz 2005) ve orta enlemlerde (Kasım 2008) büyük miktarlarda su buzlarının bulunduğunu ortaya koydu. Phoenix Mars Lander,  Temmuz 2008’de, iniş  alanını  kazdığında, Mars toprağında su buzu  örneklerini görüntüledi. Yakın  zamanda  açılan  Göktaşı kraterleri  Marsta  buzun  yaygın olduğunu gösterdi. Mars, eser  miktarda da olsa, Güneş   Hemen  kullanım  için  uygun  olmasa  da, Mars, yaşam için gerekli olan  atmosfere, kutup buzullarına, yüzey altına gizlenmiş su kaynağına sahip görünüyor. Mars, Güneş  Sisteminde,  suyun varlığı teyid edilebilen ilk gök  cisimlerinden  biridir.

Mars tarihinin  atmosferin yoğun olduğu  dönemlerinde, gezegenin  yüzeyinde akarsuların ve su birikintilerinin mevcut olduğuna yönelik  izler belirlendi.

Marsın  soğuk  bir  gezegen  oluşu, aslında, Marsın Güneşe  uzaklığına  bakıldığında  şaşırtıcı  değil… Güneşten uzaklaşıldıkça  ortam  soğuyor… “Gözden  ırak… ısınmadan  da  ırak”…!    Kutup bölgeleri  hariç  tutulduğunda, arazinin büyük  bir  kısmında  görüntü  bir  çölü  andırdığından, Mars, ilk  bakışta “sıcak  bir  ortam” algısına  sebep  olur. Diğer taraftan, Marsın  yüzeyindeki  su  eksikliği  onun  donmuş yapısının  algılanmasını  biraz  zorlaştırır. Gerçekte, Marsın   ekvator  bölgesinin  dışındaki  bölgelerde, gündüzleri sıcaklık  hemen  hemen her  zaman sıfırın  altındadır. Mars  gecelerinde  ise  sıcaklık  ani olarak  düşer  ve derin  dondurucuda dahi  erişilemeyecek  düşük  değerlere   ulaşır. Mars  yüzeyinin  yeterince  soğuk  olmasına  ilave  olarak, yüzeydeki  sıcaklık  değişimi  de  çok  büyük. Nitekim,  gündüzleri dört saatlik süre  içinde,  sıcaklıkta  100 santigrad derecelik düşüşler  meydana  geldiği  ölçüldü. Araştırmacılar  sıcaklıktaki  bu  ani  düşüşün  sebebini  henüz açıklayamadı…

Uydularla  yapılan  incelemeler ve Dünyaya  ulaşan  Mars  meteorlarının incelenmesi ile, Mars yüzeyinin esas olarak bazalttan oluştuğu  anlaşıldı. Her ne kadar  Marsın Dünya  benzeri  bir  manyetik alanı yoksa da, gözlemler gezegen kabuğunun vaktiyle iki kutuplu bir manyetik alanın etkisinde bulunmuş olduğunu gösterdi.

Yapılan  araştırmalar  sonunda, Marsın, yarıçapı 1480  kilometre  kadar  olan  ve  demir-sülfürden  oluşan bir çekirdeğinin  mevcut  olduğu  sonucuna  varıldı. Bu demir-sülfür  bileşiği kısmen akışkandır. Çekirdek, bir silikat mantosuyla çevrilidir. Gezegenin kabuğunun ortalama kalınlığı 50 kilometre olup, azami kalınlığı 120 kilometre kadardır.  Dünyanın  kabuğunun  ortalama kalınlığı  ise  40 kilometre  kadardır. Her iki gezegenin boyutları gözönüne alındığında Marsın  oldukça  kalın  kabuklu  bir  gezegen  olduğunu söylemek  mümkündür. Bu, günümüzde  aktif  bir  yanardağının  neden  mevcut  olmadığına   da  bir  açıklama  olabilir.

Mars,  oldukça  sakin  bir  gezegen. Yine  de,  yüzeyinde, çok  küçük  ölçekle  de  olsa   hareketlilik  mevcuttur. Daha  önce  belirlenen  küresel  fırtınalara  ilave  olarak, 19 Şubat 2008’de  meydana gelen  bir  heyelan Mars Reconnaissance Orbiter tarafından filme  kaydedildi. Kaydedilen görüntülerde, 700 metre yükseklikteki bir uçurumun tepesinden kopan buz bloklarının, ardında toz bulutları bırakarak, yuvarlanışları görülüyordu. Son incelemeler ilk kez 1980’lerde ortaya atılmış bir teoriyi desteklemektedir:

Phoenix  aracı, Haziran 2008’de, Mars toprağının hafifçe alkali  bir  yapıda  olduğunu ve hepsi de organik maddenin gelişmesi için zorunlu olan magnezyum, sodyum, potasyum ve klorür içerdiğini ortaya koydu. Bu besleyici toprak yaşam  için  elverişli  görünüyordu. Ancak, bugün  oluşacak  bir yaşamın yoğun morötesi ışınlardan dolayı korunabilmesi  pek  mümkün  görünmüyor.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Marsta organizmaların bugün mevcut olmadığı ya da geçmişte hiç yaşamamış olduğu söylenemez. Nitekim 1970’li yıllarda yürütülen  Viking Programı sırasında Mars toprağındaki mikroorganizmaların saptanması amacıyla, incelenen  Mars  göktaşlarında   bazı bulgular elde edildi. Johnson Uzay Merkezi Laboratuvarında incelenen, Mars kökenli,  ALH84001 meteoriti üzerinde organik görünümlü  bazı  yapılar; varılan sonuca göre bunlar Mars üzerindeki ilk yaşamın fosilleşmiş kanıtlarıydı… ABD  Devlet  Başkanı Bill Clinton’un  da  (7 Ağustos 1996’da) bu yönde  açıklama  yapmasına  sebep  olan  bu  keşif  birçok bilim insanının katıldığı bir tartışmaya yol açtı ve tartışmaların sonunda, geçmişte  Marsta  biyolojik  yaşamın var  olduğuna  dair  kesin  bir .  sonuca ulaşılamadı.

al

ALH84001 meteoriti

(Kaynak: Wikipedia)

Mars topoğrafyası ilginç bir ikilem göstermesiyle dikkat çeker. Kuzey yarımkürenin lav akıntılarıyla düzleşmiş ovalar içermesine karşın, güney yarımküre eski çarpışmalarla çukurlar ve kraterlerle oyulmuş haldeki bir dağlık arazidir. Mars aynı zamanda çarpma kraterlerinin gözlemlendiği bir gezegendir; yarıçapı 5 kilometre ve daha büyük olabilen bu krater oluşumlarının toplam sayısının  43 000 kadar yüksek olduğu  belirlendi. Hacmi açısından, bir kozmik cismin Dünyaya oranla daha küçük olan Marsa çarpma olasılığı, Dünyaya çarpma olasılığının yarısı kadardır. Bununla birlikte Marsın asteroit kuşağına daha yakın olması, bu kuşaktan gelen cisimlerle çarpışma olasılığını çok fazla artırmaktadır. Mars aynı zamanda kısa periyotlu (yörüngeleri Jüpiter’e uzanan) kuyruklu yıldızların çarpmalarına da maruz kalmaktadır. Bununla birlikte Ayın yüzeyi ile kıyaslandığında, atmosferi küçük meteorlara karşı, sınırlı  da  olsa, bir  koruma sağladığından Mars yüzeyinde daha az krater görülür. Opportinity, Eylül2010’da, Mars yüzeyinde göktaşlarının  varlığını  belirledi.

Marsın Dünyaya nispeten yakın olduğu dönemlerde parlaklığı Venüse yaklaşabilmekte. Nitekim, 2005  yazında,  Dünyaya  en  yakın  konumuna  geldiğinde,  Venüs  kadar  büyük  ve  parlak göründü; tabi  ki Ay  kadar  değil !  Nasıl Dolunay  bazı “kurt  adamları” (!)  harekete  geçirirse, Mars da birilerini  etkiliyor  olmalı… Nitekim,  Marsın  nispeten  parlak  görüneceği  dönemler  yaklaştığında,  internette  de  birtakım uydurma  mesajlar  dolanmaya  başlar. Bunların  içinde,  Marsın  Ay  kadar  büyük  görüneceği  iddiaları  da  yer  alır. Ne  yazık  ki, bir  çok  insan  bu  iddialara  inanır;   zorunlu  astronomi  dersinin liselerden  kaldırılmasının  doğal  bir  sonucu  olsa  gerek !  Her  defasında  NASA  bu  söylentileri  yalanlamak   zorunda  kalır… Şüphesiz, topa  girecek,  başka  kurumlar  da  mevcut  olmalı…!

Gezegenbilimcilere  göre, Mars yolculuğunun zorlukları kaçınılmazdır. Saatte binlerce kilometre  hızla yolculuk yapacak  araçlarla   bile,  Marsa ulaşmak için,  yaklaşık 600 milyon kilometrelik yolun gidilmesi  en az sekiz ay sürer…  Dönüş  yolculuğu  için  Marsın  uygun bir konuma gelmesi  uzay insanlarının (astronotların/kozmonotların) Mars yüzeyinde bir yıldan daha uzun bir süre kalmalarını gerektirecektir.  Dönüş yolu için ilave sekiz ayı ayrıca hesaba katmak gerekir.

Araç gönderilerek yerinde yapılan uzay gözlemlerinden önce, Mars,  yaşamın  Dünya dışında var olabileceği  uygun yerlerin başında  kabul edilmişti.  Ancak, Marsa  ulaşmak  hiç de  kolay  olmadı… Marsa  yapılan  uçuşlar  Güneş  sisteminin  diğer  gezegenlerine  yapılan  uçuşlardan  fazla  oldu. Fakat,  Marsa  yapılan  uçuşların  yaklaşık  üçte  ikisi  başarısız  oldu… Mars, göreceli  yakınlığına  rağmen, ulaşılması  ve  yüzeyine  araç  indirilmesi pek  de  kolay  olmayan  bir  komşumuz…

Bilim insanlarının  Marsta  akıllı  yaşam  bulma  umudu, Mariner 4’ün  gerçekleştirdiği gözlemler ile  yıkıldı.  Bu  aracın    gönderdiği yakın çekim fotoğraflardan, Mars yüzeyinde ne   suyun, ne sulama kanallarının, ne de  bitkilerin mevcut olmadığı anlaşıldı.  Mars yüzeyi kraterlerle ve doğal kanal oluşumları ile kaplıydı.  Bu kanalların, daha doğrusu yer kabuğu çatlaklarının, boyutu  insan eli ile yapılabilirliğin çok ötesindeydi.  Mariner 4 tarafından  toplanan yeni bilimsel veriler Kızıl gezegen hakkındaki algılamayı değiştirdi ve Marsta yaşam belirtisi araştırmaları için yeni sorulara yol açtı…

Mariner 4’ün gönderdiği fotoğraflar, Marsta yaşam belirtisi araştıranlar için hayal kırıcıydı; Marsta sadece kraterler görünüyordu. Bu  aracın gönderdiği fotoğraflardan, Marsın Dünyadan çok Aya benzediği anlaşıldı.  Ayla karşılaştırıldığında, Mars yüzeyindeki kraterler 2-5 milyar yıllık gibi  göründü.  Marsın  ince  atmosferi sebebiyle kraterler, oluşumundan beri, mevcut durumunu korumuş olmalıydı.

Mariner araçları,  Marsın önemli ölçüde büyük bir  manyetik alanının mevcut olmadığını   belirledi. Bilim  insanları  bu  durumu, Marsın Dünya  gibi hareketli  bir  demir çekirdek  bölgesinin  mevcut  olmamasına  bağladı.

Mars yüzeyinde, okyanusları dolduracak serbest suyun  krater oluşumundan beri  mevcut olabileceğine inanmak zordu. Bu miktarda suyun ve bunun sonucu olarak atmosferin Mars yüzerinde büyük erozyona sebep olması gerekirdi. Yine  de, Marsın  yörüngesinde  dolanan Mars Global Surveyor  Mars  yüzeyinde,  akarsular  tarafından  oyulmuş, alanların  varlığını  belgeledi.

Marsın Mariner 4  tarafından görüntülenen topoğrafik yüzey şekilleri, Dünyadakinden farklı olarak, gezegenin içinde oluşan stres ve deformasyonların sonucu değildi. Dünya, dağların, kıtaların ve diğer yüzey şekillerinin oluşmasına sebep olan dinamik bir yapıdayken, Mars uzun zamandan beri aktif  değildir. Eğer Marsta okyanuslar hiç   mevcut olmadıysa, yaşama dair fosil kalıntılarının bulunma  ihtimali de büyük değildir.

Gezegenbilimcilere  göre,  Mars yüzeyi ilkel şeklini  muhafaza  ediyorsa, Dünya  ile  nisbeten yakın dönemde  (ancak öncelikle Marsta) başlayan, ancak, Marsta   uzun zaman önce kaybolan organik  gelişme  ortamı için, Güneş sisteminde  izlerin korunduğu tek yer olabilir.

Uzay çağının başlamasından önce Mars, kutup buzları, mevsimleri   ve   24.5    saatlik günü ile Dünya benzeri  bir  yerdi.  Ancak, Mariner  araçlarının  sağladığı  verilerden,  Marsın, hiç de  konuksever  olmayan  ve  kendine has  özellikleri olan  bir  yer  olduğu anlaşıldı.

Bir  teoriye göre, Dünya atmosferi   Dünyanın  oluşumu esnasında meydana gelen  tektonik  olaylar  sonucu  meydana  geldi.  Bazı gezegenbilimciler,  Marsta böyle bir atmosferin hiç bir zaman mevcut olmadığını  düşünüyor.  Yine de, Marsın ince atmosferi krater oluşumunu etkilemiş  olmalıydı.  Gezegenbilimciler,  Mars kraterlerinin Ay kraterleri kadar derin olmamasının Marsın  bir  atmosferinin mevcut  olmasına  bağlıyor. Marsta  ortaya çıkan  küresel fırtınalar, taşıdıkları  kum taneleri  ile, Mars  yüzeyini  sürekli  aşındırıyor…

Mars yüzeyindeki  düzlükler  Marsta büyük ölçekli akarsu erozyonunun mevcut olmadığının işaretiydi. Bu durum da, yaşam formlarının oluşumu için, geçmişte,  Marsta kalın atmosfer ve suyun bulunmadığı sonucunu doğuruyordu. Yine  de, Marsa  daha sonra  gönderilen  Viking  araçları, geçmişte  meydana gelmiş sel  izlerini  de  fotoğrafladı. Mariner Araçlarının  sağladığı verilerden, Marstaki  su miktarının çok az olduğu ve bunun da yaşam formu olasılığını çok azalttığı sonucuna  varıldı.

Marsın,  daha  sonra  dönemsel  olduğu  anlaşılan, toz  fırtınaları ilk  olarak Mariner  araçlarıyla belirlendi. Bu  toz  fırtınaları  araçların Mars  yüzeyine  inişinde ve  yüzeyin  fotoğraflanmasında  önemli  güçlükler  yaratır.  Nitekim, Marstaki toz fırtınası Sovyetlerin  Mars 2  ve  Mars 3  araçlarının 1971’de başarısız olmasına sebep oldu. Bu toz fırtınası sadece iniş araçlarının görev yapmasını engellemekle kalmadı,  yörüngedeki araçların da  net  fotoğraflar  çekmesini  uzun  süre  engelledi.   Yapılan  gözlemlerden, Mars yüzeyinde ortaya çıkan ve  ortalama  altı hafta  devam  eden  toz fırtınalarının Marsın Güneşe  en fazla yaklaştığı dönemlerde, atmosfer ve yüzey sıcaklığının  artması sebebiyle, oluştuğu  belirlendi.  Mars  yüzeyinde  oluşan, nispeten  küçük  hacimli,  hortumlar Marsa  2003’te gönderilen  Spirit  ve  Opportunity tarafından  da  fotoğraflandı.

Viking  araçları   Mars toprağında, bilim insanları tarafından büyük ölçüde beklenen,  kimyasal aktivite  belirledi. Bu bulgular  bilim dünyasında büyük  heyecana sebep  oldu…Marsta  yaşamın  izleri  sonunda  bulunmuş muydu ? Ancak, Mars  yüzeyinde  ölçülen ve -48 santigrad dereceye  varan  gündüz  sıcaklığı mikrobik  yaşam  için dahi  pek  uygun  görünmüyordu. En azından, araçların  indirildiği bölgelerde durum böyleydi… Mars toprağında yaşamın varlığının keşfi için umutlar  başka araştırmalara ertelenmek zorunda kalındı. “Viking”lerle, canlı organizmaların varlığı  teyid  edilemedi.

Herne kadar, Mars  yüzeyindeki büyük yarıkların  akarsu  eseri olmadığı tespit edilmişse de, Mars tarihinin geçmişinde,  atmosferin yoğun olduğu dönemde, Mars yüzeyinde akarsuların ve su birikintilerinin mevcut olduğuna yönelik  de  kanıtlar ve izler mevcuttur. Halen  Mars  yörüngesinde dolanan  MRO bu  durumu gönderdiği  pek  çok  fotoğrafla  belgeledi.  Bu kanıtlara  her  yıl  yenileri  eklenmekte.

Viking  bulgularından sonra, Norman Horowitz  gibi  bazı bilim insanları  başka bir  gezegende yaşam belirtisinin olduğunun hiçbir zaman ispatlanamayacağını düşünmeye başladı. Dünya atmosferinin  yüzde birinden daha ince olan  Mars atmosferi, Dünyada olduğu gibi suyu taşır, bulutları  ve mevsimlik   rüzgar paternlerini oluşturur. Güneş radyasyonunun  yol açtığı  ısınmadaki  mevsimsel değişikliklere    bağlı olarak   oluşan toz fırtınaları bazen tüm gezegenin yüzeyini kaplar. Marsa özgü olan bu   küresel  toz fırtınaları büyük  miktardaki suyun oluşmasını engeller.  Marstaki toz fırtınaları yüzeyi aşındırır, yüzeydeki tozu sürekli olarak başka yerlere taşır. Mars  tozu  sigara  dumanı  kadar  incedir  ve Ay  tozu  gibi, başta  uzay  insanlarının  elbiseleri olmak üzere, kullanılan ekipmanın hareketli  parçalarının  arasına   nüfüz  ederek arızalanmasını  kolaylaştırır. Nitekim, Spirit  ve  Opprtunity  araçlarında  bu  durumla  karşılaşıldı…

Mars atmosferi yaklaşık 90 kilometre kalınlığındadır.  Marsa iniş esnasında yapılan atmosferik ölçümler,  Marsın atmosferideki oksijen ve hidrojeni   sürekli kaybettiğini gösterdi. Mars, milyarlarca yıldan beri, suyun ana maddelerini kaybetmekteydi. Marsın üst atmosferinin ana maddesi karbondioksitti. İçinde az  miktarda da nitrojen bulundu. Nitrojen  yaşamın  oluşumu için  önemli bir  maddedir. Gezegenbilimciler  Marsın geçmişte  çok  daha  yoğun  bir  atmosfere  sahip  olduğunu  düşünüyor.  Marsın geçmişte,  bugün  olduğundan  daha ılık, daha nemli ve daha kalın atmosfere sahipti. Gezegenbilimciler, Mars yüzeyindeki  göl  kalıntılarından,  Marsın bir tarihte sulak ve daha ılık bir iklime sahip olduğunu düşünüyor. Bugüne  kadar  belirlenen  tüm olumsuzluklara  rağmen, Mars  şimdilik, yaşamın kaynağının araştırılmasında  en uygun ortamı sağlayan bir gezegen.

Marstaki suyun nereye gittiği; Marsta  başlayan yaşamın Dünyaya taşınıp taşınmadığı  bilim insanlarınca cevap aranan temel soruların başında geliyor. Mars araştırmaları  Dünyanın gelecekte karşılaşabileceği  iklim değişiklikleri gibi önemli  tabiat olaylarına da ışık tutabilecek.  Dünya ve Venüs  aktif ortamlar olduklarından, devam eden  jeolojik olaylar sebebiyle, gezegenin  yüzeyinde dönemsel olarak oluşan   izler sürekli silinmekte.  Mars ise nispeten orta seviye jeolojik aktiviteye sahip olarak  Güneş sisteminin tüm tarihsel  izlerini koruyabilmiş  durumda. Gökyüzü gözlemcilerinin geçen yüzyıllarda, Marsta yaşam olduğuna dair gözlemleri, maalesef,  henüz  doğrulanamadı.

Amerikan  Astronomi Birliğinin  Ocak 2007’deki toplantısında, bazı  bilim  insanları tarafından, Viking 1’in 1970’te yaptığı   deneylerden,  Marsta yaşam izlerinin belirlenmiş  olduğu iddia edildi. Bu iddia sahipleri, bünyesinde hidrojen peroksit bulunduran ve Dünyadaki   varlıkları 1990’lı yıllarda  keşfedilen   bazı  canlıların  Viking  deneylerinde araştırılmamış  olmasını  tezlerine  gerekçe  gösterdi.  Her  şeye  rağmen, 2008’de Marsta araştırma yapan Phoenix  aracı   Marsta  yaşamın varlığını doğrulayamadı.  Araştırmanın  ana  hedeflerinden  biri  olan su  buzunun  varlığı  ise,  neredeyse  tesadüfen   doğrulandı.  Aracın  inişte  yavaşlatılmasını  ve  dengesini  sağlayan roketlerin  iniş  noktasında, Mars  yüzeyinden sıyırdığı  toprağın  altından su  buzu kütleleri  ortaya  çıktı.  Bu   buzların  varlığı  da, aracın  altına  yönlendirilen  ve  kamerayı  da  taşıyan  kazma  kolu  sayesinde görüntülenebildi.

Marsa  gönderilecek  uzay insanları  için  başka  bir  tehlike, uzay  radyasyonu… Bilim insanları, Mart 2008’de; uzaydaki radyasyonun öldürücü  seviyesinin  Mars araştırmalarını engelleyebileceğini  söyledi. Kozmik ışınların ve Güneş patlamalarının sebep olduğu Güneş radyasyonunun   uzay  insanlarını olumsuz etkilediği  uzun zamandır biliniyordu. Dünyanın  manyetik alanı  bir  kalkan  görevi  görerek,  öldürcü ışınların Dünyaya ulaşmasını  engellerken, uzay insanları  uzayda büyük  ölçüde  korumasız durumdadır. Marsın küresel  bir  manyetik  alanı  mevcut  olmadığından  Güneş  Rüzgarlarının  gezegenin  yüzeyine  erişmesini  önleyemez.

Aradaki mesafenin büyüklüğü sebebiyle,  Mars ile Dünya arasında zaman gecikmesiz konuşmak mümkün değil. Bazı bilim insanları, Mars yüzeyine başarı ile  insan indirmenin  bugünkü teknik imkanlarla zor olduğunu düşünüyor.  Marsa gönderilen Spirit  ve  Opportunity’de  bile önemli aksaklıklar yaşandı. Spiritin aşırı yüklenmiş hafızası onu adete geçici bir komaya soktu. Mars tozuna  saplanan Opportunity’nin buradan kurtarılması neredeyse altı hafta sürdü. Spirit’in  görevine, battığı  kumdan  kurtulamaması sebebiyle, son  verildi. Opportunity’nin  tekerlekleri  kuma saplandı. İki  haftalık  çalışma  ile  ancak  kurtarılabildi. Spirit’in  arka  tekerleklerinden  biri (muhtemelen, araya  Mars  tozunun  sıkışması  sebebiyle)   arızalandı. Opportunity, her  üç  Mars yılında bir ortaya  çıkan toz  fırtınasına  yakalandı, fakat, altı  hafta  süren  bu tehlikeyi  başarı  ile  atlattı. Araçların  yaptığı  analizlerden Marsın  yüzeyinin   demir  oksit  tozu  ile  kaplı  olduğu  anlaşıldı. Çok  ince  olan  bu toz, Mars  rüzgarlarının da etkisi  ile,   statik  elektrik  ile yüklenerek  cihazların içine  girebilir  ve  arızalanmalarına  sebep  olabilir.

Mart   2010’da  yayımlanan  bir  haberde,  ekvator  bölgesi  dahil,  Mars  yüzeyinin  altındaki  buzulların  yaygın  olduğu  duyuruldu. Mars Reconnaisance  Orbiter aracı (MRO)  tarafından  yapılan  ölçümlerden, bu  toprak  altı  buzullarının  yüzlerce  kilometrelik  sahaları  kapladığı ileri  sürüldü.  Böylece, Marsın  yüzeyi  altında  su  birikintilerinin  mevcut  olabileceği  hususundaki  tahminler  güçlendi.

Haziran  2011’de  yayımlanan  bir  haberde,   Marsın yüzeyinde  belirlenen sülfat  ve kil  gibi  minerallerin, ancak sulu  ortamda  oluşabileceği, bu  sebeple  bunların,  bir  zamanlar  Mars’ın  sulak  bir  yüzeye  sahip  olduğunu  gösterdiği    vurgulandı.  Herşeye  rağmen,  Marsın  ılık  ve  sulak  döneminin  milyarlarca  yıl  önce  sona  erdiği  düşünülüyor.

Ağustos  2011’de  yayımlanan  bir  haberde, Marsta  sıvı  suyun  izinin  bulunduğu  açıklandı. Mars  yörüngesinde  dolanan  “MRO”  tarafından  çekilen  görüntülerden, Mars  kayalıklarından sızarak  toprakta  iz  bırakmış  suyun  dönemsel  varlığı  belgelendi. Gezegenbilimciler, bu  keşfin  Marsta mikroskobik  yaşamın  varlığını kanıtlama  umutlarını  artırdığını  düşünüyor.

Eylül  2011’de yayımlanan  bir  başka  haberde,  Marsın  atmosferini  nasıl  kaybettiği  sorgulandı.  Gezegenbilimciler  Marsın  bir  zamanlar  kalın  atmosfere  sahip  olduğunu  ve yüzeyinde  suyun  mevcut  olduğunu  düşünüyor. Marsın  bu  kalın  atmosferini kaybetmesinden  sonra,  yüzeyinde  sıvı  halde  suyun  tutulabilmesi  mümkün  olamadı. Marsın  belirgin  bir  manyetik  alanının  mevcut  olmayışı, onun  Güneş  rüzgarlarındaki  yüksek  enerjili  parçacıklarından  korunmasını  önledi. Bu  parçacık  bombardımanı atmosferdeki  karbon  dioksit  ve  diğer  gazlara  ait  atomların  uzaya  fırlatılmasına  sebep  oldu.  Mars  böylece,  önce  atmosferini, daha  sonraki  aşamada  da yüzeydeki  suyu kaybetti…

Kasım  2012 ‘de  yayımlanan  bir  haberde  insanın  Marsta yaşama  şansı  tekrar  sorgulandı.  Mars  yüzeyinde  bugüna  kadar  ölçülen radyasyon  seviyesi   gezegenin yüzeyine  yakın  organik  molekülleri  yok edecek  düzeyde.  Curiosity (MSL)  gezegenin  yüzeyine  konduğundan  beri, bu  radyasyon  seviyesini  günlük olarak  ölçerek, bu  radyasyon  seviyesinin   Marsa  gönderilecek  uzay  adamları  için  yaratacağı  risk  seviyesininin   belirlenmesi  için  veri  topluyor. Dünyanın kalın  atmosferi  canlıları  bu  uzay radyasyonundan  büyük   ölçüde  korurken, Marsın  çok ince  atmosferi  bunu  başarmada yetersiz  kalıyor. Yine  de,  alınacak  bazı  koruma  tedbirleri  ile, Mars  atmosferinin  yeterince sağlayamadığı  bu  koruma  kalkanını güçlendirmek  mümkün  olabilir. Curiosity  ile  yapılan ölçümlerden, Marsın  ince  atmosferinin  yine  de belirli  bir  koruma  sağladığı  anlaşıldı. Mars  sahip  olduğu manyetik  alanı   ve  yüksek  enerjili  parçacıklardan  koruma  kalkanını (ve  başladıysa yüzeydeki  canlı  yaşamı) üç  buçuk  milyar yıl  kadar  önce  kaybetti.

Mart 2013’te  yayımlanan  bir  haberde, yaşamın  Marsta  Dünyadan  önce  başlamış  olabileceği  ileri  sürüldü.  Curiosity  aracının yaptığı  toprak  analizlerinden, Marsın  dört  milyar  yıl  öncesi   kadar  derin  geçmişinde, daha  sıcak  ve  daha  nemli  olduğu  dönemde  mikrobik  yaşam  için  uygun  ortam  olduğu  belirlendi. Curiosity’nin  yaptığı  analizlerden  Marsta  yaşam   için  gerekli  birçok   maddenin,  örnek  olarak  sülfür, nitrojen, hidrojen, oksijen, fosfor  ve  karbonun  mevcut  olduğu  belirlendi. Marsta-bir  şekilde-başlayan  canlı  yaşam, göktaşı  çarpmaları  sebebiyle  uzaya  saçılan  Mars  kayalarıyla  Dünyaya  taşınmış  olabilir. Araştırmacılar, Dünyanın, nisbeten  büyük  kütlesi  sebebiyle, Marstan  daha  geç  soğuyacağını,  bu  durumda   da, yaşamın Dünyada  Marsla  aynı  dönemde  başlamasının  mümkün  olamayacağını  düşünüyor.

Nisan 2013’te  yayımlanan  bir  haberde,  Curuosity”nin,  Marsın  geçmişte  daha  yoğun  bir  atmosferi  olduğuna  dair  yeni  kanıtlar bulduğunu  duyurdu.  Curuosity, Mars atmosferinde  ölçülen  Argon-36   izitopunun, daha  ağır  olan  Argon-38’den dört  defa daha  fazla olduğunu  belirlemişti. Bu  oran,  Güneş  Sistemide belirlenen  orandan  çok  daha  düşük.  Bu  sonuç, Marsın, atmosferindeki  Argon-36’nın  önemli  bir  bölümünü  kaybettiğini  gösteriyor.  Marsın  küresel manyetik  alanının  mevcut  olmaması  bu  atmosferik  erozyonun   ana  sebebi.

Bilim  insanları, Marsta  yaşamın  başlatılabilmesi  için, gezegenin  biraz ısıtılması  gerektiğini  düşünmekte. NASA’nın  Mars  Society  adlı   kuruluşu, Marsta  barınma şartlarını  araştırmak  için  çalışmalar  yapıyor. Bilim  insanları,  Marsın  yaşanır hale getirilebilmesi  için  önce  atmosferinin  Güneş  ışınını  hapsedecek  gazlarla  ısıtılması  gerektiğini,  takiben  de Mars  toprağında mikrobik  düzeydeki  yaşamın  tetiklenmesi  gerektiğini  düşünüyor.  Bilim İnsanları, Dünyadan  yapılacak müdahalelerle, bir  gün  Marsta,  Dünyadakine  benzer  şekilde, insan  yaşamının  mümkün  olabilmesi  için, Marsın en  az  yüzbin  yıl  sürecek  bir  dönüşümden  geçirilmesi  gerektiğini  düşünüyor.

Marsta  sürekli  insan  yaşamı  torunlarımıza  da kısmet  olamayacak  gibi görünüyor…!  Yine,  de, Marstaki  dönüşümü bir  kuyrukluyıldız (C/2013  A1,  Siding Spring) çarpması başlatabilir.  Hem  de  2014  gibi  yakın  bir  tarihte…!

 

Bu  yazının  hazırlanmasında  yaralanılan  kaynaklar:

http://www.space.com (2003-2013  döneminde  yayımlanan yazılar/haberler)

http://www.universetoday.com (2003-2013  döneminde  yayımlanan yazılar/haberler)

Wikipedia

Wikipedi”

 

Yararlanılan  Diğer Kaynaklar:

http://earthsky.org/space/landing-on-mars-exomars-soft-landing

http://scienceblogs.com/universe/2012/09/28/the-canals-of-mars/

http://scienceblogs.com/universe/2012/09/28/the-canals-of-mars/

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s